
Mobilya Nedir |
|
MOBİLYANIN TANIMI ve TARİHÇESİ MOBİLYANIN TANIMI Anlam olarak mobilya veya mobilye (İtalyanca mobilia; Fransızca mobilier), oturulan yerlerin süslenmesine ve türlü amaçlarla donatılmasına yarayan eşyadır. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi, mobilya, işlevsel değeri ile mekanın kullanışlığını etkileyen, estetik değeri ile de mekanın güzel ya da çirkin görünmesini, yaşadığımız veya çalıştığımız mekanların sıcak, sevimli ve renkli bir ortam haline gelmesini sağlayan, kısaca sanat ve tekniği birleştiren bir üründür. Mobilya denilince ilk akla gelen ahşap mobilyadır. Özellikle, masa, dolap, karyola, komedin, kitaplık gibi konut donatılarında, çeşitli büro donatılarında, okul sıra ve masalarında çoğunlukla ahşap malzeme kullanılmaktadır. Günümüzde mobilya yapımında çelik, alüminyum, cam ve plastik gibi diğer malzemeler kullanılmaya başlanmış ise de halen ahşap malzeme bu konuda popülaritesini sürdürmektedir. Kolayca işlenebilmesi, birbirlerine kolayca birleştirilebilmesi, direncinin yüksek oluşu, eskidiğinde kolayca değiştirilebilmesi, boyanabilmesi gibi özellikler, ağaç malzemenin mobilya yapımında daha fazla tercih edilmesinin ana nedenleridir. Mobilya, piyasada "kahverengi eşya" olarak anılmakta olup, tüketici talebi sınıflandırmasında "dayanıklı tüketim malları" kategorisine girmektedir. MOBİLYANIN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ İnsan yaşamı çeşitli mekanlar içinde geçmektedir. Bu mekanlar yapılış amaçlarına uygun olmalı, kullanıcısına gerekli konfor düzeyini sağlamalıdır. Mekan içindeki ısı, ışık, ses, renk, koku gibi fiziksel etmenler ve donatı öğeleri, kişi gereksinim ve eylemlerine göre dengeli bir biçimde kurulmalıdır. Duvar, kolon, kapı, pencere gibi yapısal bileşenler kadar donatı, aksesuar gibi mekansal öğeler de mekan oluşturmada çok etkili rol oynar. Donatı renk ve dokusunun seçimi ile birlikte, bunların mekan içindeki yoğunluk ve organizasyonu, o mekanın yaşanabilirliğini, olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Mimar tarafından oluşturulan mekanın kullanışlı olabilmesi için tüm yapısal konforların yanı sıra donatı-mekan ilişkisi iyi kurulmalıdır. Mekanlar çoğunlukla kullanıcılar tarafından donatıldıklarından, o mekanın yaşanabilirliği bir anlamda kullanıcı kontrolundadır. Mekan ne kadar iyi düzenlenirse, o derecede kullanışlı olur. Donatıların seçimi, yoğunluğu ve mekansal organizasyonu, mekan kullanışlılığını etkileyen önemli faktörler arasındadır. Mekanlar düzenlenirken, mekan içinde yeterli derecede ferahlık sağlanmalıdır. Odadaki eşya ne kadar düzenli olursa o kadar ferah algılanacaktır. Ferahlık ve büyüklük ayrı kavramlar olduğu ve boş bir odanın ferah olarak değerlendirilemeyeceği göz önüne alınmalı, ferahlığın ancak işlevin gerektirdiği eşya düzeni ile anlam kazanacağına dikkat edilmelidir. Eşya düzeni kadar renk düzeni de ferahlık üzerinde etkilidir. Eşyaların hantal, yüksek ve koyu renkli olanlarına kıyasla, küçük boyutta, hafif görünüşlü, yere yakın ve açık renkli olanları, kapladıkları hacim ve ışık yansıtıcı özelliklerinden dolayı ferah görünmeye yardımcı olabilirler. Renklendirmede mekanın bütünlüğünü bozmamak gerekir. Donatıların birbirleriyle ve yapı elemanlarıyla olan uyumu da göz önüne alınmalıdır. İnsanların yaşadığı toplumsal kesim, onların beğenilerini de belli ölçüde etkilemektedir. Özellikle donatı seçimi, tutum, ekonomik durum ve sosyal alışkanlıklara dayanan bir olaydır. Ekonomik yanı bir tarafa bırakılırsa, her insanın tutum ve davranışları kendine özgü bir değer taşımakta, kişiden kişiye farklılaşmakta ve beğeni gruplarını da etkilemektedir. İnsan zevkleri eğitim farklılıklarına ve kültür seviyelerine göre değişmekte, meslek grupları arasındaki farklılıklar bile donatı seçimine yansımaktadır. Rasgele gözlemler dahi, bir mimar ile bir tüccar ya da öğretmen evlerinin çok farklı biçimlerde döşenmiş olduğunu göstermektedir. Mekanlar ve donanım, yaşayanların düşüncelerini, duygularını, görüşlerini yansıtır ve yaşamlarını biçimlendirir. Kişi yaşadığı mekanı kendi zevkine göre donatır, dolayısıyla kendi kişiliğini donatı seçimine yansıtır. Mekanın görsel algılanması üç algılama türünün bütünleşmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bunlar: *Işık algılaması, *Mekansal organizasyon algılaması, *Renk algılaması. Yapılar, mimar tarafından tasarlanırken mekan algılamasına etki eden tüm bu etmenler göz önünde bulundurulmalıdır. Yapı elemanları ile birlikte sabit ve hareketli donatılar da düşünülmeli, mekan organizasyonundan renk ve dokusuna kadar her şey belirtilmelidir. Mekan oluşturulurken, kullanıcının zevkine göre belirli bir esneklik vardır. Çeşitli bölücüler, duvar, perde, dolap ve diğer donatılar buna olanak sağlayabilir. Sürekli bir koşuşturma ve monotonluğun söz konusu olduğu günümüz yaşantısında, konut içinde monotonluk esnek donatılarla bozulabilmekte ve bu donatılar çok amaçlı kullanılabilmektedir. Bir fiziksel konumun kolay ve çabuk değiştirilebilmesi, devingen donatı, kolay değişen duvarlar, perdeler vb. gibi nesnelerle tasarlanması, kişilere kolaylık sağlar. Donatıların mekana yerleştirilmesi, birbirleriyle olan ilişkisi, renk, doku, biçim vb. unsurlar mekanın değişik şekillerde algılanmasına neden olur. Mekanlar insanlar için oluşturulduğuna göre bir anlamda huzur ve refah ortamı olmak durumundadırlar. İçinde yaşanılan mekanlar insana mutluluk verebilmeli, rahatlık ve güzellik ön planda olmalıdır. Geleneksel Türk evlerinde dış mekana olduğu kadar iç mekana da önem verilmiştir. "Oda" konut içinde geçebilecek her türlü eylemi barındırabilecek niteliktedir. Donatıların portatif olması, mekanın çok amaçlı kullanılabilmesine olanak sağlamaktadır. Aynı mekanda oturma, yatma, yemek yeme ve temizlik eylemleri gerçekleştirilebilmektedir. Kısaca, Türk evinde oda kavramı birçok işlevle yüklü olup, sabit ve hareketli donatılar bu işlevleri yerine getirebilecek şekilde seçilmiş ve kullanılmıştır. Günümüz konutlarında mekanlar, içinde geçecek eylemlere göre bölünmüştür. Bir yemek odasında sadece yemek yeme eylemi gerçekleştirilmekte, dolayısıyla mekanlar o eylemlere olanak sağlayacak şekilde döşenmektedir. Örneğin, bir dinlenme mekanında donatıların rahat oturulabilir ve gerektiğinde uzanmaya elverişli olması gerekmektedir. Oturma düzleminin zemin etkisinden korunacak ve diz bükümünü karşılayacak kadar yükseltilmesi, omurgaya gelen baş ve kol yüklerinin başka yerlere aktarılması, dinlenmek için şarttır. Düz bir zemine oturmak dinlenme konforu açısından yetersizdir. Oturulan düzlemin kan dolaşımını kolaylaştıracak bir yumuşaklıkta olması, omurgadaki basıncı azaltmak için sırtın bir yere dayanması kol ağırlıklarının kolçak, yastık gibi bir elemana aktarılması gerekmektedir. Bunu karşılayacak elemanlar bağdaş kurulan sedirden başlayarak günümüz teknolojisinde yaratılan çok çeşitli kanepelere kadar gelmiştir. Bir mekanın çok pahalı, abartılı ve gösterişli donatılara sahip olması, o mekanın estetik değerini etkilememekte, güzel olmasını sağlamamakta, aksine çirkin olarak değerlendirilmesine neden olmaktadır. Örgütlenme de mekanın estetik değerini yükselten bir boyut olarak görülmeyip, çok ferah, kullanışlı, geniş, düzenli, kısaca iyi örgütlenmiş mekanlar çirkin, sıradan, sevimsiz ya da boş olarak algılanabilmektedir. Ferahlık veya genişlik, mekan içinde bir güzellik ölçütü değildir. Ferah mekan, yerine göre güzel olabilmekle birlikte, her zaman güzel olarak algılanmayabilir. Aynı alandaki farklı biçimde döşenmiş yaşama mekanlarının güzel ya da çirkin olarak değerlendirilmesi, mekandaki donatıların seçimi ile doğrudan ilgilidir. Diğer faktörlerle birlikte, donatının stil, biçim, renk, doku ve malzemesi, o mekanın genel efekti üzerinde çok etkili görülmektedir. Donatıda güzellik ön planda tutulmalı, dolayısıyla donatılar çok iyi bir biçimde ve bilinçli olarak seçilmelidir. ERGONOMİ (İŞBİLİM) Ergonomi, çalışmanın metotlu bir şekilde düzenlenmesi ve hem makinaların, hem de donanımın çalışan insanın yatkınlıklarına göre hesaplanması amacıyla yapılan inceleme ve araştırmaların tümüdür. Ergonomide belli bir amacı gözetmek, hareket, çevreyle etkilenme ve bütünlük gibi nitelikler vardır. Ergonomi ikinci dünya savaşından sonra insanın daha rahat, daha başarılı olabilmesi için yakın çalışma çevresinin standartlarını yükseltmeye yönelik araştırmaların yapıldığı, psikoloji, fizyoloji ve sosyal bilimlerin ara kesitine oturan disipIinlerarası bir uğraş alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu dalın öncüleri olan İngiltere ve ABD'de, özellikle 1960'lar sonrasında çok önemli gelişmelere neden olacak sonuçlar elde edilmiştir. İlk uygulamaları 1940'lara dayanan ergonominin (işbilim) başlangıcından günümüze kadar üç değişik felsefesi olmuştur. Önceleri "insanların makinalara uydurulması" düşüncesi savunulmuş, tüm olanak ve düzenlemeler bu temele dayandırılmıştır. Daha sonraki dönemde insan yönlü görüş açısı önem kazanmış ve "makinaların insanlara uydurulması" biçiminde, ilk düşüncenin tam karşıtı ele alınmıştır. Zamanımızda insan-bilim anlayışı egemen olup, "sistem yönlü" görüş hakimdir. Sistem yönlü işbilimsel tasarımların konusu, insan makine bileşimlerinin bir optimuma ulaştırılması, karşıtlıkların özgün yer ve zaman koşullarına bağlı biçimde çözümüdür. Ergonomi ya da dilimizdeki deyimiyle işbilim, ülkemizde oldukça kısa bir geçmişe sahiptir. Son yıllarda endüstri tasarımlarında ergonomi oldukça sık kullanılan bir sözcük olmasına karşın ülkemizde, Batıdaki gelişmelerin hızını takipte güçlükler çekilmektedir. İnsanın özellik ve yeteneklerinin araştırılması, ergonominin en başta gelen görevlerindendir. Bu araştırmalar iş ve insanın birbirlerine uyum sağlaması için gerekli olan koşulların yerine getirilmesinde yardımcı olur. İnsanın değişken koşullar altında hangi zorlamalara maruz kaldığını ve özel yeteneklerini en iyi nasıl kullanabileceğini bulmak ve araştırmak ergonominin görevidir. Orman ürünleri endüstrisi de, gerek ahşap mobilya tasarımı, gerekse yapıların iç düzenlemeleri açısından ergonomiyle yakından ilgili olup, ergonomik ilkelere uymak zorundadır. Donatı veya mobilya insana uygun tasarlanmamışsa, insan vücudunun zarar görmesi kaçınılmazdır. Ergonomi konuları arasında özellikle donatı tasarımı başlığı altında kullanılan malzemenin önemi fazladır. Ahşap malzeme her zaman tasarımcıların ilgisini çekmiş, beğenisini kazanmıştır. Tarih boyunca ahşabın mobilya tasarımındaki önemi ve yeri bellidir. Gerek renk, gerekse doku açısından ahşap malzemenin özellikleri, kullanıcıların her zaman tercihlerine neden olmaktadır. İnsanlar doğal malzemeye psikolojik olarak daha olumlu bakmaktadırlar. Ayrıca, insanla çevresi arasında söz konusu olan ısı alış-verişi, ahşap malzeme tarafından dengeli bir biçimde yapılmakta, bu da ahşabın kullanıcılar tarafından daha sıcak olarak tanımlanmasına ve ahşabın ergonomi açısından daha fazla önem kazanmasına imkan vermektedir. Eski Mısır'a kadar gidildiğinde görülür ki ahşap donatılar gerek antropometrik ve gerekse estetik açıdan toplumların bugün ulaştığı standardı o zamanlarda sağlamışlardır. Bunun insanoğlunun başarısı kadar, ahşabın verdiği imkanlarda aramak gerekir. Ergonomi açısından mobilyadan beklenenlerin tümü, ahşabın sahip olduğu özellikler tarafından karşılanabilecek niteliktedir. MOBİLYANIN TARİHÇESİ Mimarlık sanatından soyutlanması mümkün olmayan mobilya sanatının zamanımızdan binlerce yıl önce başladığını kanıtlayan örneklere bazı ülkelerdeki müzelerde rastlanmaktadır. İnsanoğlu tarafından, önceleri rahat oturmak için ağaçtan ve taştan yapılan mobilyalar, diğer sanat dallarında olduğu gibi, mimarinin bir iç donatım aracı olarak, antik çağdan günümüze kadar evrim geçirmiş; her ülkede olduğu kadar, aynı ülkenin ayrı sanatkarları arasında da değişik yapım tarzları ve modeller ortaya çıkmıştır. Gereksinimlerin çoğalması, yapım alet ve makinalarının icadıyla da mobilya stil ve modellerinin gelişmesi hızlanmış, sanatkarlar kendilerine özgü bir estetik, beceri ve düşünme kavramlarını mobilyaya aksettirmişler, yaşadıkları çağın yaşayış tarzı ve sanat üslubunu yansıtmışlardır. İLK ÇAĞ MOBİLYA (ANTİK DÖNEM) SANATI İlk çağ sanatı, yaklaşık MÖ. 4000 yıllarında başlamakta ve Batı Roma İmparatorluğunun çöküş tarihi olan MS. 476 yılına kadar sürmektedir. Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Yunan ve Roma uygarlıklarının eserlerini simgeleyen bu çağ antik dönem olarak da adlandırılmaktadır. 1.1 Mısır Mobilya Sanatı (MÖ. 2700-1075) Günümüze kalabilen ilk mobilya örnekleri Eski Mısır'da görüldüğünden Mısır sanatı çok önemlidir. Mısır uygarlığından çok sayıda ahşap mobilya ve aracın kalmasının nedeni, kullanılan ahşap malzemenin kuru çöl ikliminde bozulmamasına bağlanabilir. Eski Mısır uygarlığı, Eski Krallık (MÖ. 2700-2200), Orta Krallık (MÖ. 2050-1785) ve Yeni Krallık (MÖ. 1557-1075) dönemlerine ayrılarak incelenmektedir. Eski Krallığın başlarında önceleri basit yapılı, kare ayaklı, kemer destekli, genellikle deri ile kaplı katlanır tabureler, sonraları ve Orta Krallık döneminin başlarında yatak ve divanlardan esinlenilmiş, arkası parmaklıklı veya papirüs sapı ile örülmüş, boğa ve aslan ayaklı sandalyeler, işlenmiş ağaç malzemeden lifler ile bağlanmış kaba yapılı yataklar, tuvalet kutuları mobilya olarak kullanılmıştır. Yeni krallık (MÖ. 1557-1075) döneminde ise malzemeler özenle işlenmeye başlanmış ve ayaklarda aslan, fil, leopar motifleri ile boğa ayağı şekilleriyle süslemeye önem verilmiştir. Yeni krallık döneminin sonlarına doğru sandalye yapımı çok gelişmiş ve günümüzün oturma mobilyalarına benzer sandalye ve koltuklar yapılmıştır. Eski Mısır'da dolap ve komodin gibi mobilya türleri bilinmemektedir. Mobilya konstrüksiyonlarında bağlayıcı ve hareketli aksesuar olarak önceleri basit pimler, daha sonra ise basit menteşeler ve çiviler kullanılmış; geniş tablalar dar parçalardan kinişli, kavelalı ve yabancı çıtalı olarak hazırlanmış, zıvanalı, kırlangıç kuyruğu geçmeli ve gönye burun birleştirmeler yaygın olarak uygulanmıştır. Ağaç malzemedeki kusurlar yamanmış, çatlaklar özel macun ile doldurulmuş, yüzeyler boyanmış, kaplama kullanılmış ve lüks mobilyalarda abanoz ağacına altın ve gümüş ile kakmalar yapılmıştır. Rendenin bilinmediği, bunun yerine kumtaşından yararlanıldığı bu dönemde marangozluk aracı olarak keser, balta, yaylı matkap, keski, tokmak, uç testere ve ağaçtan yapılmış tornalar, ahşap malzeme olarak da akasya, akçağaç, ılgın, ardıç, sedir ve servi kullanılmıştır. 1.2 Mezopotamya Mobilya Sanatı (MÖ. 4000-700) Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunan bölgede Sümerler, Akadlar, Elamlar, Asurlar büyük uygarlıklar kurmuşlardır. Bu uygarlıkların mobilya ve eşyaları çok süslemeli olmalarına karşın, Mısır sanatındaki kadar dengeli ve uyumlu değildir. Ayrıca ahşap malzeme fazla kullanılmamış, metal aksesuarlara daha fazla önem verilmiş olup, bu bölgede yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda heykel ve süs eşyası elde edilmiş, insan figürlerine, bronz kelepçelere, sarmal metal süslere, mobilya ayaklarında aslan pençesi ve kozalak şekillerine rastlanmıştır. 1.3. Anadolu Mobilya Sanatı (MÖ. 700-500) MÖ. VIII. Yüzyılda İç Anadolu platosunda 200 yıla yakın hüküm sürmüş olan Frigya krallığına ait Gordion Kral mezarında 1300 yıllarından itibaren devam eden kazılarda çıkarılan çok sayıdaki eşya arasında ağaç mobilyalar da vardır. Kral mezarından çıkarılan mobilyalardan masa ve sehpaların tablaları cevizden, ayakları şimşirden (buxus sempervirens L), kakmalar ise güzel kokulu ardıçtandır (juniperus foetidissima wild) yapılmıştır. Yatakların platform ve uzantıları sedir (cedrus libani loud), köşe blokları porsuk (taxus baccata l.) taşıyıcılar ise porsuk ve şimşirdendir. Ağaç mobilyalarda bağlantılar aynı cins ağaçtan yapılan kavelalarla yapılmıştır. Mobilyada fonksiyon ve estetik birlikte düşünülerek sarı, sert ve yoğunluğu çok fazla olan şimşir ağacının dayanıklığının yanı sıra, onunla çok güzel kontrast oluşturan koyu renkli ceviz, ardıç ve porsuk kullanılmıştır. Kakmaların güzel kokulu ardıçtan yapılması hem güzel koku saçmakta, hem de böceklenmeyi önlemektedir. Üç ayaklı masaların ayakları kavislidir. Şimşir üzerine yumuşak ağaç ardıçtan kakma yapılması da dikkat çekicidir. Yatakların sedir ağacından yapılmasının nedeni, kokusu ile parazit saldırılarına engel olmasındandır. 1.4 Yunan Mobilya Sanatı (MÖ. 450-192) dikkat çekmektedir. Yapılan kazılara, resimlere ve Homeros'un İlyada ve Odessa destanlarından elde edilen bilgilere göre Eski Mısır sanatının etkisinde kalan Yunan mobilyaları, tabure, masa, sandalye, yatak gibi oturma, yatma amaçlı genellikle basit, sıradan eşyalardır. Mobilyada ahşap malzemenin yanı sıra metal, özellikle bronz kullanılmıştır. Yunan mobilya sanatında üç ayaklı sehpalar, arkalıklı sandalyeler ve altın işlemeler önemli olup, özellikle sandalyelerdeki ölçü, oran ve biçimler günümüz sandalyelerine benzemektedir. 1.5. Roma Mobilya Sanatı-Kuvvet Çağı (MÖ. 500 -MS. 450) Bu dönemin esas mobilya tipleri olan yatak-divan, sandalye, masa ve küçük sandıklara ek olarak duvar dolapları da gelişmiştir. Açılıp kapanabilir tabureler, geniş divanlar, geniş ve uzun kolların dayanabildiği koltuklar önem kazanmıştır. Karyolanın ayakucu ile baş yastığı kaldırılmış, uyuma dışında oturma, dinlenme ve yemek amaçları için de kullanılmıştır. Örülmüş koltuk kullanılmakta ise de bugüne kadar örnek kalmamıştır. Ayakları tornalanmış ve kakmalar yapılmış masalar sadece yemek amacı için kullanılmış, diğer zamanlarda kanepenin altına sürülmüştür. Tornalı ayakların Mısır mobilyalarından başlıca ayrıcalığı, yivlerdeki daralmanın kırılma inceliğine yaklaşması, böylece mobilya hantallıktan kurtulmasıdır. Biklinium adı verilen iki kişilik yemek kanepeleri kalabalık törenlerde, bir tarafı servis için açık bulunmak üzere masanın üç yanına konmuştur. Eski Yunan ve Roma'da eşyaların çoğu duvarlara asıldığından büfe, vitrin, dolap türünden mobilyaya rastlanmamakta, Orta çağın başlarına doğru raflı, kapaksız büfeler görülmeye başlamaktadır. Roma sanatı Yunan sanatının bir uzantısı olup, aynı süsleme biçiminden ayrılmamıştır. Mobilya kasaları genellikle ahşap, metal ve taş süslemeli, ayaklar gümüş ve fildişi kakmadır. Mobilya yapımında tunç ve bronz da kullanılmıştır. Roma mobilyası Roma sanatının farklı ülkelerde değişik biçimde uygulanmasından oluştuğu için bir üslup bütünlüğü göstermez. Aşırı süsleme anlayışı mobilyaya da yansımış ve her mobilya anıtsal bir görünüm almıştır. 2 -ORTA ÇAĞ SANATI - ROMAN VE GOTİK DÖNEM (MS. 476-1550) Roma sanatının devamı Roman sanatı ile bunu takip eden dinsel etkilerin ağır bastığı ve çağa daha çok damgasını vuran Gotik Sanatı olmuştur. Bunun yanında Bizans'ta, Arap ülkelerinde, Anadolu'da ve Uzakdoğu ülkelerinde de mobilya ile ilgili örnekler görülmüştür. Ortaçağ, Doğu Roma İmparatorluğunun Yıkılışı (1453) ile son bulmasına rağmen, Gotik sanatı bir süre daha etkisini sürdürmüş ve Rönesans ile yeni bir sanat anlayışına yerini bırakmıştır. 2.1. Bizans Mobilya Sanatı (MS. 527-1025) Bizanslıların mobilya sanatı, Roma sanatının bir devamı olup, daha sonra Doğu sanatının etkisi de görülmektedir. Mobilya biçimleri oldukça basit olmakla beraber, Doğu sanatının etkisinde kalması nedeni ile çok süslü bir görünümdedir. 2.2. Türk Mobilya Sanatı (MS. 1000-1400) Antik çağda kurulan Mezopotamya devletlerinde ve Hititlerde olduğu gibi, mobilya örneklerine fazla rastlanmamaktadır. Türk devletlerinden özellikle Gaznelilerde (X-XII yüzyıl) dekoratif sanatlar çeşitlenmiştir. Selçuklularda ağaç malzemeden yapılan eserler arasında titizce işlenmiş oyma ve kakmalı mihrap, minber, rahle, kapı ve pencereler görülmektedir. İnsan ve hayvan resim ve şekilleri yerine çiçek ve geometrik motiflere yönelinmiştir. En karakteristik motifler birbirini kesen üçgen ve yıldızların oluşturduğu geometrik süslemelerdir. Osmanlıların son dönemlerine kadar masa, sandalye, büfe, komodin gibi mobilya türlerinin geniş kullanımı görülmemiştir. Daha çok alçak sedirlere oturulmuş, yer sofralarında yemek yenmiş ve duvarların üst kısımlarına dizilmiş yarı kapalı raflar, ağaç malzemeden yapılmış gömme dolaplar kullanılmıştır. 14. Asırda Osmanlılarda Edirnekarı (Edirne işi mobilya) adı verilen değişik karakterde mobilya yapımına başlanmış, , özellikle sandık, rahle, kavukluk, yüklük kapakları ve tavan gibi ağaç malzeme üzerine boyalar ile süsler ve çeşitli motifler yapılmıştır. Yeni çağın başında Osmanlı saray ve konaklarında batıdan ithal edilmiş mobilyalar yer almıştır. Ortaçağ Arap Sanatında da mobilyaya az rastlanmakta, Endülüs'te arabesk süslemeli bazı kanepeler, alçak masalar ve duvar rafları görülmektedir. 2.3. Roman Mobilya Sanatı (MS. 1000-1250) Roman sanatı , Roma sanatının Batılı Hıristiyan Latin ülkelerce benimsenmiş bir aşamasıdır. Daha çok dini etkilerin ağır bastığı bu döneme ait zamanımıza kadar kalan mobilya sayısı çok azdır. Kalanlar ise genellikle kilise, saray ve şatolardadır. Bu nedenle konutlarda kullanılan mobilyaya pek rastlanmamaktadır. Konut içindeki mobilyalar dört ayaklı masa, bank, sandalye, açılıp kapanır tabure ve divan ile sınırlıdır. Konut mobilyaları basit ve kullanım amacına yöneliktir. Ağaç malzemenin işlenmesinde balta, testere, keski, matkap, çekiç ve XII yüzyıldan itibaren de rende kullanılmaya başlanmıştır. Mobilyalar ağır, büyük ve şatafatlıdır. Tahtalar üst üste konup demir bantlar ve çiviler ile tutturulmuş, son zamanlarında ise çeşitli birleştirme şekilleri kullanılmıştır. Aşırı süsleme eğilimi nedeniyle mobilyalar fonksiyon amacını aşacak şekilde süslenmiş ve anıtsal bir görünüş almıştır. Roman mobilya sanatı, farklı ülkelerde değişik biçimlerde uygulandığı için bir üslup bütünlüğü göstermemektedir. Bu dönemde ağaç malzeme olarak, Kuzey Avrupa'da meşe, Orta Avrupa'da ibreli odunlar, İtalya, Fransa ve İspanya gibi Akdeniz ülkelerinde ise ceviz ile kayın kullanılmaktadır. 2.4. Gotik Mobilya Sanatı (MS. 1250-1550) Ortaçağın en belirgin stili olan Gotik sanatında yapılan oturaklı ve sağlam masif mobilyalarda, ağaç malzeme çok bol kullanılmıştır. Kalın torna ayaklar, kızak, kayıtlar ve masif tabla Gotik stilin taşra mobilyası sembolüdür. Bu dönemin mobilyaları, Roman sanatı döneminde kullanılan, sandalye, bank, masa, sandık ve kilise dolapları dışında okuma rahleleri, açılıp kapanır masalar ve dolaplardır. Mobilya üretiminde bugün kullanılan marangozluk el aletleri basit şekilde kullanılmış, 1322 yılında Ausburg'da hızarın bulunması ile tahtalar daha kolayca işlenebilmiştir. Ağaç malzemenin birleştirme ve konstrüksiyon şekillerinin 15. yüzyıldan itibaren gelişmesi, hızarlarla ince tahtaların elde edilebilmesiyle, Gotik dönemi mobilyası daha hafif, zarif ve zengin duruma gelmiştir. Mobilyalarda bugün alışılmış birleştirme şekilleri uygulanmış olup, Güney Almanya ve Alp bölgesinde masif ve çerçeve konstrüksiyon tarzı, kuzeyde ise ızgara konstrüksiyon daha yaygındır. Ağaç malzeme olarak her ülkenin yerli ağaç türleri kullanılmakta ise de, en çok kullanılan ağaç türü meşe olup, bu nedenle Gotik mobilya çağına Meşe Çağı da denmektedir. XIV. Yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'daki Rönesans hareketi etkisiyle Gotik tarzı gerilemeye başlamıştır. 3 - RÖNESANS MOBİLYA SANATI - RÖNESANS DÖNEMİ (MS. 1500-1600) Rönesans Mobilya sanatı yaklaşık bin yıl süren ortaçağın derebeylik düzenine, ekonomik yapısına ve dine dayalı katı kültürel tutuma duyulan tepkiden doğmuştur. Bu dönemde bir ölçüde antik sanata dönüş görülürse de, ölçülerde ve süslemede zarafet ve denge bulunmaktadır. Rönesans döneminde her ülkede kendi bölgesel özelliklerine göre birbirinden oldukça farklı stiller geliştirmiştir. Rönesans'ın kaynağı olan İtalya'da mobilyada hızlı bir gelişme görülmüş, daha çok doğu süslemeciliğine dayanan oyma ve kabartma önem kazanmış, dolap kapaklarına yağlı boya ile gerçek bir tablo değeri taşıyan resimler yapılmış, marangozluk ikinci plana itilmiştir. Felemenk Rönesanssında çok ince ve nefis oyma işçiliği, İspanya'da Arap motiflerini Rönesans sanatıyla bağdaştırma çabası, Almanya'da ise daha yalın ve sağlam konstrüksiyona dayalı yapıtlara yönelinmiştir. İngiltere'de Rönesans sanatı II. Henry stili diye adlandırılan ve bol geometrik motiflere ağırlık veren bir özellik göstermektedir. Bu dönemde meyve ağaç türleri kullanılmıştır. Yeni ve iyileştirilmiş el aletleri ile özellikle çeşitli rendeler ile köşelerde birleştirilen parçalara şekil verilmesi kolaylaşmış, XVI. yüzyılın başlarında kaplama kesme makinasının bulunması, kaplama tekniğinin gelişmesini sağlamıştır. 100 yıl kadar süren Rönesans dönemi sonunda özellikle Avrupa'nın Katolik ülkelerinde dinsel konuları etkileyici bir şekilde yansıtan, tümüyle eğri çizgilere ve bol figürlü biçim anlayışına dayanan Barok sanatı doğmuştur. 4 - BAROK VE ROKOKO MOBİLYA SANATI (MS. 1600-1780) 4.1. Barok Mobilya Sanatı (1600-1720) Rönesans dönemi sonunda, yani XVI. yüzyılın ilk yarısında özellikle Avrupa'nın Katolik ülkelerinde dinsel konuları etkileyici bir şekilde yansıtan, tümüyle eğri çizgilere ve bol figürlü biçim anlayışına dayanan Barok sanatı doğmuştur. Barok sanatı daha çok sarayın mutlakıyetçi tutumunun abartmalı bir ürünüdür. Rönesans'ın yüzeyde ince süslemeciliğine karşı, Barok'un amacı şaşırtmak ve göz kamaştırmaktır. Barok mobilya sanatının başlıca özelliği üst görünüşlerde genellikle dairesel dönüşlü köşeler, ön ve yan görünüşlerde iç ve dış bükey yüzeyler, çok süslü ve kıvrımlı oymalar olarak özetlenebilir. Barok sanatı Avrupa'nın Katolik ülkelerinde kolayca benimsenmiş, Fransa'da ise sosyal ve kültürel nedenlerle bir süre gecikmeyle, sadeleşerek, sarayın eğilimine dönük, kralların adları ile anılan Louis'ler dönemine geçilmiştir. XII. Louis stili mobilya, gerçek Louis stillerine bir geçiş dönemidir. XIII. Louis stili, barok sanatının Fransa'da yeni bir anlayışla şekillenmesidir. Bu akım büyük ölçüde İtalyan ve daha sınırlı olarak İspanyol Rönesanssından etkilenmiştir. Kapılara arabesk oymalar yapılmış, tavanlar çoğunlukla ceviz ağacı ile kaplanmıştır. Mobilya genellikle ağaç malzemedendir. Yatak tavanları sarmal ve tespit ayaklı sütunlar üzerine yerleştirilmiştir. Dolaplar, motiflerle süslü çekmecelere bölünmüştür. Bu dönemde kabine ve konsollar ilgi gören mobilya türlerindendir. İlk olarak elbise asılabilen dolaba da bu dönemde rastlanmaktadır. Barok mobilya sanatını temsil eden asıl stil, XIV Louis (1638-1715) dir. Bu stildeki belli başlı özellik, oturma mobilyasındaki ayakların eğmeçli, arkalıkların yanlarda düz, üstte çoğunlukla simetrik taçlı, köşelerinin yuvarlak oluşudur. Ayakların üst kısmı kabartma yaprak oymalıdır. Kayıtların oymasında bazen simetri görülmemektedir. Arkalıkları yuvarlak okuma koltukları yaygındır. Yüksek arkalıklı koltuklar, kolçaksız sandalyeler ve tabureler bu dönemde yaygınlaşmıştır. En çok kullanılan ağaç türleri ceviz ve meşedir. 4.2. Rokoko Mobilya Sanatı (1729-1780) Barok (XIV. Louis) ile Rokoko (XV. Louis) stili arasında "Regence stili" geçiş dönemini oluşturmaktadır. Rokoko üslubu ilk olarak Fransa'da XV. Louis döneminde benimsenmiştir. Rokoko, karışık ve dolambaçlı çizgiler, kabartmalı yüzeyler, derin oymalar, canlı ve kontrast renkler ile göz kamaştıran bir üslup olarak mobilyaya yansımıştır. Duvarlar çok ince oymalı lambriler ile kaplanmıştır. Mobilya yüzeylerine gül ağacından kakma çiçek süsleri, lake üzerine boya ile uzak doğu konuları işlenmiştir. Karyolaların yanına komodin, tuvalet masası ve değişik boyda masalar konulmaktadır. Kolçakları kumaşla kaplı divanlar, berjer koltuklar, merkiz ve şezlonglar bu dönemde ortaya çıkmıştır. 1750 yıllarına doğru Osmanlı denilen sedirler, iki başuçlu hasır örgülü kanepe-divanlar (turkuvaz) moda olmuştur. XV. Louis stili mobilyanın özellikle koltuk ve sandalyeleri günümüzde de çok beğenilen ve uygulanan tiplerdir. Ölçü, biçim ve süsleme bakımından son derece dengeli ve uyumlu görünüşü bulunmaktadır. Rokoko stili mobilyada oyma, kabartma ve taçlar simetrik olup koltuk, kanepe, sandalyelerde oturma ve arkalık yüzeyleri için özel kumaşlar dokunmuştur. Ayaklar eğmeçli ve kenarları fitillidir. Ayak sırtları çoğunlukla yaprak ve bazen de çiçek kabartmalıdır. Kayıtlar, ayak eğmeci ile köşe yapmadan geniş bir yayla birleşir. Ön ve yan kayıtların ortasında simetrik taçlar bulunur. Kolçaklar üç yönden de eğmeçlidir. Kolçak üstleri hafif dolgulu olarak kumaşla kaplanmıştır. Arkalıklar yanlarda ve üstte uyumlu eğmeçlerle şekillenir. Arkalık ortasında çoğunlukla simetrik bir taç bulunur. Ağaç malzeme olarak Barok dönemde kullanılanların dışında gül ağacı ve palisander de kullanılmıştır. Günümüz mobilya yapımında, Barok ve Rokoko stillerinin yukarıda belirtilen çok abartmalı ve yüksek maliyetli biçimlerinin uygulanması ekonomik nedenlerle güç olduğu için, daha çok XV. ve XVI.Louis stillerinin sadeleştirilmiş biçimleri "Klasik Mobilya" olarak adlandırılmaktadır. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ülkelerinde, ekonomik nedenlerden ötürü, daha yalın mobilya tipleri aranmaya başlamış, bunun sonucunda öncelikle Fransa ve İngiltere'de olmak üzere "Neoklasizm" diye adlandırılan yeni çağa ait stiller gelişme göstermiştir. 5 -YENİ ÇAĞ (NEOKLASİK) MOBİLYA SANATI (MS. 1770-1850) Yeniçağda Barok ve Rokokonun gösterişli görünüşüne tepki olarak doğan mobilya tiplerinin yapılmasında Fransa'da XVI.Louis, Directoire, Empire, Louis Philippe; İngiltere'de Queen Anne, Dört büyükler denilen Chippendale, Adam Hepplewhite, Sheraton, Georgian I, II ve III ile Almanya'da Biedemeier stilleri görülmüştür. 5.1. XVI. Louis Stili (Zopf Stili) (1774-1793) Bu stilde XV. Louis stilinin çok kıvrımlı, süslü ve asimetrik biçimleri terk edilerek, düz çizgili, dik açılı biçimler getirilmiştir. Köşeler keskin olmayıp, hafif ve yalındır. İncelen ölçüler, uyumlu süslemelerle zarif bir bütünlük sağlamaktadır. Mobilya ayakları genellikle aşağı doğru daralan silindir şeklinde olup, boyuna oluklara sahiptir. Ayak üstleri kare kesitli olarak bitmektedir. Sandalye ve koltukların arkalıkları dolu veya kalp, kupa biçimindedir. Dolu arkalıkların üzerinde çoğunlukla simetrik taç bulunmaktadır. Oymalar derin değildir. Ağaç kakmacılığı yapılmakta, ölçüler dayanım limitine kadar indirilmektedir. Süs motifleri olarak çiçekler, meşe ve defne yaprakları, oluk, ok, yay, meşale, başak ve koçanlar kullanılmaktadır. XVI. Louis stili, diğer Louis stilleri gibi günümüzde klasik mobilya olarak geniş kullanım alanı bulmaktadır. 5.2. Directoire (Messidor) Stili (1750-1830) Directoire stili mobilyanın başlıca özellikleri, kare görüntülerin ağır basması, sandalye ve koltuk arkalıklarının çok yalın ve az eğmeçli yapılmasıdır. Kolçak uçları kare biçiminde bitmekte, az miktarda süsleme motifleri bulunmaktadır. Fransa'da, XVI. Louis stilinden Empire stiline dönüşümde bir ara dönemi oluşturmuş olan Directoire stili, aynı yıllarda İngiltere'de gelişen Adam Stili ile bağdaşıktır. 5.3. Queen Anne Stili (1665-1714) Fransa'da XVI. Louis döneminde, klasik mobilyadan neoklasik akıma geçilirken İngiltere'de Queen Anne stili gelişmiş, daha sonra "Dört Büyükler" diye adlandırılan İngiliz neoklasik mobilyasının aslını oluşturan stillere geçiş dönemi olmuştur. Queen Anne stilinde ayaklar XV. Louis stili ayakların bir benzeridir. Yalnız üstlerindeki kabartma ve oymalara ilk yıllarda bir ölçüde yer verilmişse de, sonradan bu süslemeler tümüyle kaldırılmıştır. Kayıtlardaki dekupe biçimlendirmeler çok sadedir. Yalnız ayak eğmecine uygun form verilmiş, bazı işlerde kayıt altları düz olarak hazırlanmış, eğmeçli ayağa geçişte köşelere bir takoz konulmak suretiyle uyum sağlanmıştır. Sandalye ve koltuklarda arkalıklar, arka ayağın uzantısı olarak hafif bir iç bükey eğmeçle yükselmiş, üstte çeyrek daire şeklinde arka kayıtla birleşmiştir. Arkalık ortası çoğunluk kupa benzeri tek bir dikey parça ile bölünmüş, parçanın ortasına bazen dekupe oyma yapılmıştır. 5.4. Georgian Stili (1714-1820) Yaklaşık yüzyıl sürmüş olan bu stil, sadeliği, zarafeti, sürekli üretime yatkınlığı ile günümüzde de uygulanan belli başlı dört mobilya stilinin (Chippendale, Adam, Hepplewhite ve Sheraton) ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu döneme İngiltere'de "Altın Dönemi", maun ağacı çok kullanıldığı için "Maun Dönemi" veya "Dört büyükler Dönemi" gibi adlar verilmektedir. 5.5. Dört Büyükler Dönemi (1718-1806) 5.5.1. Thomas Chippendale (1718-1779) Chippendale stili, Queen Anne stilinin bir uzantısıdır. Mobilya çeşitleri artmış, büfelerin yerine uzun konsollar ortaya çıkmış, kabineler vitrinli, raflı ve çekmeceli olarak kombine bir yapıya kavuşmuştur. Ayaklar önceleri eğmeçli (kıvrık) ve süslü, daha sonra düz ve yalın bir biçim almış, küçük tip masalar çoğalmıştır. Chippendale stili önceleri etkilendiği İngiliz-Fransız ve Çin üsluplarına göre İngiliz Chippendale, Fransız Chippendale ve Çin motiflerinin İngiliz ölçülerine göre düzenlendiği Çin Chippendale diye üçe ayrılmış, sonradan gerçek formunu bulunca bu durum da ortadan kalkmıştır. Chippendale stili sandalyelerde ön ayaklar dikey konumlu, düz ve kare kesitlidir. Alt destek kayıtları çoğu kez yanlara konulmuş, ortadan bir ara kayıtla bağlanmıştır. Bu stilde konstrüksiyon sağlamlığına biçim kadar önem verilmiştir. 5.5.2. George Hepplewhite ( -1786) Hepplewhite mobilya, Chippendale mobilyadan daha yalın ve basit, ölçüleri daha dar ve ince, orantıları ve eğmeçleri daha uyumlu, süsleri ölçülü ve zariftir. Hepplewhite mobilyada işlev ve estetik aynı derecede önem taşımaktadır. Yandan düşer tablalı büyüyen masalar ilk olarak bu stilde görülmektedir. Kanepeler altı ya da sekiz ayaklı olup, oturma yüzeylerine döşemeden sonra ayrı bir minder konulmuştur. İncelik ve zarafet Hepplewhite stili mobilyanın en belirgin özellikleridir. Ayaklar dayanma limitine kadar varan inceliktedir. Genel çizgiler son derece zarif ve ölçülüdür. Hepplewhite mobilya daha çok sandalyeleri ile diğer stiller arasında ün yapmıştır. Günümüzde de bu stilin yemek odası takımları ve sandalyeleri yaygındır. Sandalyelerde arkalıklar oturma bölümünden ayrı olup, şilt, kalkan, yürek ve org şeklindedir. Arkalık içleri kupa, fiyonk, defne dalı, buğday başağı, devekuşu biçimli dekupe parçalar ile süslüdür. Arka ayaklar hafifçe geriye doğru eğik, ön ayaklar ise çoğunlukla dikey konumlu, kare ya da daire kesitli olup, tabanda trampet sopası biçiminde topuzludur. Kolçaklar geniş eğmeçli ve arkalık köşesi gibi dirseklidir. 5.5.3. Robert Adam (1728-1792) Robert Adam stili mobilya hafif ve zarif, ayakları düz veya eğmeçli olup antik motiflerle süslü, klasik detayları özenlidir. Adam stilinde ölçülerdeki incelik kadar motiflerde de ince nakışlar geçerlidir. Ayak tabanları blok topuzlu veya dışa doğru az eğmeçlidir. Kanepelerdeki elips arkalıklar, nakışlı dikey çubuklar, eğmeçli kolçaklar ve silindirik-konik ayaklar bu stili karakterize etmektedir. Kitap dolabındaki camlar vitraya benzetilerek ağaç veya pirinçten yapılmış çubuklar vasıtasıyla cama üstten konulmuş çerçeve kafesler ile bölümlere ayrılmıştır. 5.5.4. Thomas Sheraton (1751-1806) İngiliz mobilya tarihinde XVIII. yüzyıl sonuna ismini veren Sheraton'un ilk mobilyaları Adam ve XVI. Louis'den izler taşımasına karşın genel ölçüleri daha küçük ve düz çizgileri daha çoktur. Bu mobilya tipinin başlıca özellikleri yaylarla doğruların köşe yaparak birleşmesi, ayakların daha incelmiş olması, kolçakların S şeklinde bükülmesi, oturma bölümlerinin ve diğer mobilya tablalarının dairesel yapılması, arkalık üst kayıtlarının düz veya köşelerde içbükey olmasıdır. Sheraton stilinde sandalye ve koltuk arkalıklar az veya çok oturma bölümünden yukarıdadır. Arkalıkların dolgularında genellikle lir, marul yaprağı, çok boğumlu dikey silindirik çubuklar ve değişik geometrik süslemelere yer verilmiştir. 5.6. Empire Stili (1801-1814) I. Napolyon döneminde Fransa'da başlayıp gelişmiş ve Avrupa'ya yayılmış olan Empire sanatı, bir anlamda antik sanatın, çağın anlayışına göre yenileştirilmiş şeklidir. Empire sandalye ve koltuklarda ön ayaklar daire veya kare kesitli olarak genellikle düzdür. Ayak yüzeyleri dışa doğru hafif eğmeç almaktadır. Tabanda pabuçlar top veya aslan pençesi biçiminde şekillenmektedir. Arkalıklar sırta uygun eğimdedir. Üst kayıt Yunan sanatı tipindedir. Kolçak destekleri çoğunlukla sfenks, kuğu kuşu veya kartal kanadı şeklinde olup, aynı şekillere masa ve dolap ayaklarında da rastlanmaktadır. Bu stilin en belirgin özelliklerinden birisi de çoğunluk kolçakların silindirik olması ve ön ayakla çok uyumlu bir şekilde birleşmesidir. Ağır, kübik ve masif olan Empire mobilyada oymalar yüzeysel ve kabacadır. Kısa ayaklar üzerine oturtulmuş divan ve tabureler, yunan feneri taşıyan sehpalar, yeşil mermer tablalı ağır konsollar ve yuvarlak masalar, kayıt ve anıt biçimli yataklar, bu stilin en yaygın özelliklerindendir. Empire Stili döneminde ilk defa maun ve gül ağacı birlikte kullanılmıştır. Empire stili çok kısa devam etmiş olup, Napolyon'un iktidardan düşmesinden sonra hemen kaybolmuştur. 5.7. Louis Philippe Stili Mobilya sanatında başlı başına bir üslup bütünlüğü göstermeyen Louis Philippe stilinde önceleri gotik sanatının bir tür sadeleştirmesi olan yeni gotik denilen bir akım başlamış, çalışmalar daha çok sarkaçlı ağaç mobilya duvar saatleri gibi ev eşyalarına yönelik kalmıştır. 5.8. Biedemeier Stili (1815-1850) 19. yüzyılın başlarında Almanya'da doğmuş, Yunan ve Roma sanatından etkilenmiş bu stil, Empire stilinin bir uzantısı sayılabilir. Biedemeier mobilyada ilk defa tamamlayıcı mobilyaya ve tam oturma odası takımına rastlanmaktadır. Konstrüktif bakımından çerçeve konstrüksiyon hakim olup, cam da sık sık kullanılmaktadır. Dolapların içi ve camların arkası renkli kağıt ve kumaşlar ile kaplanmaktadır. Mobilyaların rengi açık olup, kiraz, maun, dişbudak ve huş en sevilen ağaçlardır. Sandalyeler Yunan sanatı etkisinde olup. rahatlık, uyum ve denge gibi nitelikleri nedeni ile günümüzde de uygulanan tiplerdendir. 6. YAKIN ÇAĞ MOBİLYA SANATI, YENİLEŞME DÖNEMİ (MS. 1789-1900) 1789 Fransız devriminden itibaren Yakınçağın ilk yüzyılında mobilya alanında yeni bir üslubun yaratılmasından çok eski üslupların yenileştirilmesine ve konstrüksiyon tekniklerine ağırlık verilmiştir. Bu nedenle XIX. yüzyıl mobilya çalışmaları modern stile geçiş veya yenileşme dönemi olarak nitelendirilmektedir. XIX. Yüzyılın ortalarına doğru ağaç işleme makinalarının bulunuşu ile, o döneme kadar yalnız saray ve çevresine dönük mobilya gereksinimi, sosyal değişimler ve ekonomik gelişmeler nedeniyle geniş halk kitlelerine yayılmaya başlamıştır. Genel olarak "Taşra Mobilyası" diye adlandırılan bu mobilyalar Almanya'da "Bauer", Fransa'da "Provincial" gibi adlar almıştır. Bu tip mobilyalar geçmiş stillerden izler taşırsa da sadeleşme eğilimi ağır basmaktadır. Genellikle oyma ve kabartmalar tümden kalkmış, ayaklar düz ya da eğmeçlidir. Süslemede birkaç aplik çıtası yeter bulunmuştur. Yakınçağda yenileşme döneminin en geniş çalışmaları Almanya'da gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar çağımızın mobilyasını gerek şekil ve gerekse konstrüksiyon yönünden etkilemiştir. Bu tip rustik mobilyalar günümüzde de özellikle dağ otellerinde, av köşklerinde, turistik amaçla dekore edilmiş tarihi yapılarda ve şatolarda kullanılmaktadır. XIX. yüzyılın ortalarına doğru makine sanayiinin gelişmeye başlaması, özellikle Avusturya, Fransa ve İtalya'da sürekli üretim mobilyası olarak "Hezaren" sandalyelerin yapımına başlanmıştır. Hezaren bir tür bambu ve Hint kamışının adı olup, yerlilerce bu kamışlardan bükülerek ve ağaç lifleriyle örülerek yapıldığı için bu adı almış olması düşünülebilir. Aynı yöntem günümüzde de çok tutulan hasır sandalye ve koltuklara uygulanmaktadır. Hezaren sandalye önce tornada yuvarlatılan çubukların buharla yumuşatılarak, kalıplarda istenilen ölçü ve formda bükülmesiyle elde edilmektedir. Bu parçalar cıvata ile birbirine bağlanmakta, oturma kısmı ve arkalık, kontrplak veya sırım ile örülerek kapatılmaktadır. İlk fabrikasyon bükme mobilyayı Avusturyalı Michael Thonet (1840) yılında gerçekleştirmiş ve 1841 yılında patentini Fransa, İngiltere ve Belçika'ya da satmıştır. 7 - ÇAĞIMIZ MOBİLYA SANATI - MODERN DÖNEM (1900....) Modern sözcüğü yeni, şimdiki zamana, içinde bulunan veya yakın bir çağa ilişkin anlamına gelmektedir. Yüzyılın başlangıcında basit, kullanım amacına ve materyale uygun mobilya imal etme akımı başlamıştır. Bu akım Almanya'da "Jugendstil", Fransa'da "L'art Nouveau", İngiltere'de ise "Modern stil" adını almıştır. "Jugendstil"de (gençlik stili) geçmişin süslü, karmaşık ve tumturaklı sanat anlayışına, yaşamın gerçeklerini yadsıyan romantizmin içe dönük, donuk, renksiz yapıtlarına bir tepki görülmektedir. Fransa'da "L'art Nouveau" (yeni sanat) adıyla anılan, empresyonizm ekolunu temel alan akımda düz çizgiler, geometrik biçimler ve renkçilik egemen bulunmakta ve doğanın, özellikle bitkilerin stilize edilmesi esas alınmaktadır. Aynı yıllarda İngiltere'de bunlara paralel olarak modern stil (yeni stil) adını alan akım benimsenmeye başlamıştır. Yüzyılımızın başlarına doğru, gerek Rönesans, gerekse 1789 devriminin etkileriyle, insanı konu alan sanatın daha geniş kitlelere götürülme çabası, mobilya sanatını etkileyen bir olgu olmuştur. XIX. Yüzyılın 2. yarısında buhar makinasının bulunuşu, ağaç ve metal gövdeli makinaların yapılması ve yüzyılın sonunda da elektrik motorunun icadı, makine endüstrisinde büyük bir aşama olmuş, bu durum mobilya endüstrisine de yansımıştır. Makinalaşma sonucu çağımız modern mobilyasında tüketim artışı, rasyonalizasyon, ucuzluk, mimari düzenlemelere kolay uyum sağlanmıştır. Modern mobilyada gövde bir prizma içine alınabilmekte ve gereksiz taşkınlıklar bulunmamakta, bölümlemeler bu prizma ile orantılı olarak yapılmaktadır. Modern mobilyada kullanışlılık ve rahatlık ön plandadır. Oturma mobilyası alçak, geniş, esnek ve rahat, dolaplar kapaklı ve bol çekmecelidir. Küçük konutlarda hacmin iyi değerlendirilmesi gerektiğinden, elbise dolapları en çok elbise alabilecek şekilde yapılır, üst boşlukları gerekirse tavana kadar, bavul vb. eşya konulması için kapatılır. Kitap dolaplarında çoğunluk kapak bulunmamaktadır. Yemek masaları büyüyebilmekte ve ölçüleri altlarına yeter sayıda sandalye girebilecek şekilde ayarlanmaktadır. Kanepe ve divanlar genişletilerek gerektiğinde yatak olarak kullanılabilmektedir. Modern mobilya sanatı da, diğer stillerde olduğu gibi değişik ülkelerde, o ülkeye özgü farklılıklar göstermektedir. Örneğin; İskandinav modern stilinin başlıca karakteristikleri açık yanlı koltukları, doğrudan doğruya gövdeye takılan ayaklar ve bu ayakları pekiştirmek için ortadan konulan ortaları inceltilmiş ara kayıtlardır. Sandalyelerde ön ve arka ayak başlıkları kayıtlardan taşırılır. Günümüzde mobilya gereksinimi o denli artmıştır ki, özellikle büro, okul, hastane, otel, sinema gibi yerlerde daha dayanıklı mobilya yapımı bir zorunluluk olmaktadır. Bu zorunluluk son yıllarda metal iskeletli mobilyaya yönelişi hızlandırmıştır. Kare, dikdörtgen veya daire kesitli, çelik, özel mobilya borusundan dolapların iskeleti, koltuk ve sandalyelerin ayakları hazırlanmakta ve ağaç gövde bu iskelete cıvata ile bağlanmakta, böylece genel kullanım yerlerine daha dayanıklı ve ucuz mobilya sağlanmış olmaktadır. Mobilya Almadan Önce.... En önemli başlangıç evde yapılabilir. Diyelim ki, mutfağınız için masa sandalye ihtiyacınız var. Ya da daha geriden alalım. Mutfakta, oturup kahvaltı yapacak bir yere ihtiyacınız var... Mutfak Köşe takımı mı almalısınız, masa sandalye mi? Önce buna karar vermelisiniz. Bunun için de, zevkiniz ve mutfağınızın büyüklüğü belirleyici olacak. İşte yol haritası: Bir şey satın almadan, mutfağınızı ölçün. Masa alırken çok faydası olur, 80*130 masayı beğenirsiniz mağazada ama eve getirince büyük gelir, kullanışlı olmaz canınız sıkılır. Ayrıca, mutfağınızdaki renkleri de yazın gerekirse, en iyisi bir kaç resim çekmek olacaktır. Mutfağınızı çeşitli açılardan fotoğraf çekerek -cep telefonunuzla bile olur- satıcılara gösterin. Size daha doğru bir teklif sunarlar. Mağazaya gitmeden önce, komşularınızdaki mutfak mobilyalarına bir kez daha bakın, köşe takımı olan biriyle masa sandalye olan birini karşılaştırın. Hangisi size daha uygun... Eğer kalabalık bir aileyseniz çok oturumlu bir tercih yapılmalı... 6 kişilik oturum idealdir. Mutfağınız küçükse, 4 kişilik oturum ve yanına 2 adet -ya da daha fazla- tabure olabilir... Mutfağınız büyükse, ve kalabalık bir aile değilseniz, çok küçük masa iyi olmaz. Oturum sayısını buna göre ayarlayın. Mutfağınız küçükse küçük bir masa ve 4 kişilik oturum idealdir. Eğer masayı bir yere dayamanız gerekiyorsa, o zaman sandalye sayısını azaltarak tabureye yönelin. Köşe takımları daha az hareket ettirelebilir olduğundan tercihinizi yaparken göz önünde bulundurun. Masa sandalyeler metal mi olacak, ahşap mı ? Bize sorarsanız ahşap deriz. Ahşap masa sandalyeler evin rutubetini alır. Özellikle mutfakta, renk ve sağlam oluşuyla sizi kimseye mahçup etmez. Herkes beğenir ahşabı, sağlam da yapılmışsa çok işinizi görür. Ahşap sandalye ve masaların, ceviz tonları mutfklar için idealdir. Ama kapı ve dolaplarınız açık tonlarda ise bunlara uygun seçim yapmaya özen gösterin. Metal sandalyeler, doğal olmadıkları için belli bir zaman sonra insanı sıkar. Ahşap her zaman doğaldır. Size huzur verir. Bu başlıkta internette arama yaptığınızda muhtemelen, tüm içeriklerin aynı olduğunu görürsünüz. Bu sitede öncelikle bu aynı olan içerikleri bir araya getirdik. Önceki yazılar, genellikle bu ortak alıntıları içeriyor. Bu yazıdan sonra da yine internette sizin için yeni yazılar aramaya ve sunmaya devam edeceğiz. Ama elbette özgün, bilgilendirici açıklamalarımızı da göreceksiniz. İyi bir arşiv de olmasını istediğimiz daha önce hiç bir yerde görmediğiniz, hiç bir yerden duymadığınız bilgileri de vereceğiz. Ahşap uzmanı mayamobilyanın farkını zamanla anlayacaksınız. Yıllara dayanan birikimini sizlere açacağız. Mobilya gerçekten de en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Bu konuda ustalaşmış pek çok kişi ne yazık ki, atölyelerinden dışarı çıkamıyor, internette yer alamıyor. Kendilerini geliştiremiyor ve kendilerini ifade edemiyorlar. Takdir elbette sizlerin. Umarız, çalışmalarımız yararlı olur ve insanlığın faydalanacağı bir kaynak haline gelir, Şunu da belirtelim, yabancı kaynakları da zamanla araştırıp sizlere çevirerek aktaracağız. Bu konuda dünyada neler oluyor. Hangi çalışmalar yapılıyor bunlara bakacağız birlikte. Ahşap mobilya konusunda gerçek bir bilgi almak için en doğru adrese geldiğinizi bilmelisiniz. Masif üreten bir firma olarak, mobilya grubunun en iyi alanında çalışıyor olmak bile bizi pek çok üreticiden ayırıyor. Bir çok üretici, genellikle kolay para kazanma peşinde, bu sebeple sunta ve mdf ağırlıklı işler yaparak hızlı iş çıkartmak ve düşük maliyetle çok büyük karlar elde etmek için uğraş veriyorlar. Oysa değişmez bir gerçek olarak saf ağaç ayakta kalacaktır. Tüm meslekler unutuluyor. Masif konusunda bırakın uzman bulmayı, iş yapan usta bile yok denecek kadar az. Sunta ve Mdf çalışanlar, müşterilerinin ağzına bir parmak bal çalıyorlar. Hepsi bu kadar. Ahşap masa sandalye üreticisi bintaşın uzmanlık alanı olan konuları internette derinlemesine araştırırsanız görürsünüz ki kimse yok. Bunun ne demek olduğunu zamanla anlayacaksını Ne olursa olsun mobilya alırken dikkat edilmesi hususlar: 1- İhtiyacımız olan bir mobilya her bakımdan rahat, kullanışlı, uzun ömürlü olmalı ve dolayısıyla değerini karşılamalıdır. 2- Ürün teslim edildiği sırada mutlaka garanti belgesini ve faturasını kaşeli olarak isteyin... 3- Eğer yeni evlenecekseniz yada yeni bir eve taşınacaksanız, evi tutmadan mobilya almayın... Çünkü alacağınız koltuk takımı yada yatak odasının odaya sığıp sığmayacağını bilemezsiniz... Ve sevimsiz sorunlar yaşarsınız zamanla... 4- Aldığınız mobilyaların teslimat tarihlerini ürünü alırken netleştirin...Çünkü satıcı size satış gerçekleştirmek için elinde olmayan bir ürünü satabilir ve size söz verdiği tarihin çok ötesinde teslim edebilir... Alışverişe başlarken, satıcıya ürünü hemen istemediğinizi mesela 1 ay sonra teslim almak istediğinizi baştan söylerseniz satıcının gözünde iyi bir müşteri konumuna yükselirsiniz ve bu birazdan yapacağınız pazarlık için iyi bir durumdur. 5- Tüm mağazalara bakmadan asla karar vermeyin ve internetten alışveriş yapmayın... Görmediğiniz bir ürünü almayın... 6- Pazarlık yaparken, satıcıya "Bir sürü mağaza varken ben buraya geldim, sende fiyatta yardımcı ol" demeye getirin... Genellikle rakip firmalar bir başka firmaya müşteri kaptırmaktan haz etmez... 100 ytl bir satıcı için çok fazla bir şey değildir ama sizin çok önemli olabilir. 7- Alacağınız mobilyanın dış görünüşünden çok işlevsel olmasına özen gösterin. 8- Çok fazla kişiden fikir alarak aklınızı bulandırmayın... Sonuçta kullanacak sizsiniz... 9- Mobilya mağazalarına sabahın çok erken olduğu saatlerde yada akşam geç saatlerde uğramayın... Bu zamanlarda satıcı ya kahvaltı yapıyordur yada mağazayı kapatmak üzeredirler... Bu yüzden sizinle tam olarak ilgilenilmesini istiyorsanız bu zamanlar dışında uğrayın... Hafta sonları yerine hafta içlerini tercih edin çünkü hafta sonları kalabalık olduğu için satıcı sizinle çok fazla ilgilenemez ve tüm ürünleri göremeyebilirsiniz... 10- Adı sanı duyulmamış mobilyacılardan alış veriş yapmayın... İlerde sorun yaşadığınızda derdinizi anlatabilecek bir merci olsun... 11- Koltuk takımlarında renk seçerken duvarların boyasına ve perdelere uygun olmasına dikkat edin... Halı alma işini en sona bırakın...Böylece daha uygun bir halı seçme şansınız olur... 12- Satıcı ile alışveriş yaptıktan ve işlemleri bitirdikten sonra kibarca hediye isteyin Gerçi bu satıcı için zor bir durumdur çünkü size hediye yerine belki iskonto uygulamıştır ama siz yinede satıcıyı çokta fazla sıkmadan "bak kaç milyarlık alışveriş yaptım bi ufak hediyeniz olmayacak mı" gibisinden takılın 13- Mümkün mertebe aynı yerden alışveriş yapın... 14- Yatak odası alırken karyola yerine mutlaka baza tercih edin... 15- Yatak seçimini reklamların şişirmesine değil, kendi ihtiyacınıza göre belirleyin...Sırt ağrısı yaşıyorsanız ortopedik ve sert bir yatak alın... Aslında yatak en önemli ayrıntı... Çünkü insan ömrünün 3/1 yatakta geçmekte... Bu yüzden sağlıklı bir yatak çok önemlidir...Aynı şey ayakkabı alırken de göz önünde bulundurulmalıdır... 16- Değiştirme kampanyası gibi şeylere inanmayın...Zira bu tür kampanyalarda ürünün normal fiyatı 1000 ytl ise değiştirme kampanyasında 1250 ytl olur, eski mobilyanız 250 ytl e sayılır ve yenisi yine size 1000ytl e verilir... Ve en önemlisi birgün gözleri uykusuzluktan kanlanmış bir mobilya satıcısı görürseniz tüm alışveriş bittikten sonra sakın hediye istemeyin çünkü o benimdir kuvetle muhtemel, hiç haz etmem Mobilya alırken nelere dikkat etmeli? Bir mobilyaya ihtiyacınız olduğunda, büyük bir hevesle dolaşıp, tasarımını, renklerini, tarzını çok beğendiğiniz fiyatının da uygun olduğunu öğrendiğiniz bir mobilya bulduğunuzda sakın hemen almaya kalkışmayın! Önce malzemelerini ve sağlamlığını kontrol edin. Ne de olsa mobilya dediğiniz şey alınıp hemen 1 ay sonra atılmıyor. Birkaç yıl evinizde sizinle birlikte yaşıyor. Dikkatli seçmezseniz ekonomik bulduğunuz mobilya size bir hayli pahalıya gelebilir. Aldıktan 1 - 2 ay sonra bacağı sallanmaya başlayan sandalyeler, koltuklar, masalar, kumaşı deforme olan kanepeler, su buharı ile kabarmaya başlayan banyo mobilyalar sıklıkla görülüyor. Fast food yiyecekler gibi birbirinin kopyası olan ve hızla tüketilen mobilyalar ekonomik görünseler de kısa süreli kullanım nedeniyle bütçeyi hayli sarsabilir. Geçici çözüm sunan bu tarz mobilyalar genellikle göze hoş görünür ancak bir süre sonra konforu ve göz zevkini bozar. - Sağlık ve mobilya yakından ilgilidir. Günümüzün büyük bir bölümünü ofis ya da evde kullandığımız mobilyalara temas ederek geçiriyoruz. Mobilyalarda kullanılan cilalar ve boyalar zararlı kimyasal toksik maddeler içerebilir. Hava yolu ile ya da temas ederek bu maddeler vücuda geçer. Bu sebeple alınan mobilyaların sertifikalarına mutlaka bakılmalı. Doğal boya ve cila kullanılan mobilyaları tercih edilmeli. - Aynı şekilde mobilyada kullanılan kumaşların ve kumaş boyalarının da doğal olması tercih sebebi olmalıdır. Mutlaka sertifika ve onaylara bakılmalı. - Kataloglardan ya da fuarlarda fotoğrafı çekilerek üretilen mobilyaların şekilleri albenilidir. Ancak dikkatli bakıldığında kullanılan malzeme kalitesizliğinden kendini ele verir. - Mutfak dolabı alınacaksa kabarmaması veya renginin ataması için ahşap ve cilası hakkında ayrıntılı bilgi sabin olmak önemli. Çekmeceleri ve kapakları çok kullanılacağı için ilk önce onlar yıpranır. Menteşe ve ray gibi teknik aksesuarların kalitesi çok önemlidir. - Ocağın üst kısmında bulunan dolap kapakları su buharından ve yağlardan etkilenir. Bunun için kapakların deterjanla sık temizlenmeye uygun malzemeden olması gerekir. - Sandalye ve koltukların ayakları en az minderleri kadar önemlidir. Kimse bir süre sonra yapışkanlarından ayrılmış, vidası düşmüş, sallanan bir koltuğa veya sandalyeye sahip olmak istemez. Bunun için ürünün iskeletinin ara bağlantılarının geçmeli olmasına dikkat edilmeli. - Seçilen mobilyalar kiloyla doğru orantılı olmalı. Mobilyalar rahat edilemeyecek darlıkta ya da narinlikte olmamalı, kuru ağaç kullanılmış ve belli bir esnekliğe sahip olmalı. - Banyo mobilyalarına azami dikkat gösterilmeli. Sık temizlemeye uygun ve hijyenik malzemeden yapılmış, köşe ve kenar detayları kolayca kir birikmesine ve mikrop üremesine olanak vermeyecek şekilde tasarlanmış olmalıdır. Mobilyaları Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar: İhtiyacımız olan bir mobilya her bakımdan rahat, kullanışlı, uzun ömürlü olmalı ve dolayısıyla değerini karşılamalıdır. Bu sebeplerden dolayı satın alacağınız herhangi bir koltuk, kanepe, sandalye hakkında yeterli bilginiz olmalıdır. Bu bilgi çok sayıda mağaza gezilerek elde edilebilir. Görünüşü güzel olan bir mobilya rahat olmayabilir veya fiyatı uygun olmayabilir. Diğer taraftan dayanıklı, rahat ve uygun fiyatta olan mobilyanın da görünüşü güzel olmayabilir. Bu nedenle mobilyanın sadece dış görünüşüne bakmak yeterli değildir. Kullanılma biçimi kontrol edilmelidir. Fiyat, rahatlık, birden fazla amaç için kullanılabilme, kapladığı alan, dayanma süresi, bakım masrafları da göz önünde tutulmalıdır. Yasal bir zorunluluk olmasına rağmen, mobilyaların özelliklerini de içeren kullanma kılavuzları çoğu zaman tüketiciye verilmemektedir. Bu durumda önce o ürüne ait kullanma kılavuzu istenmeli, kılavuzun verilmemesi durumunda mobilya dikkatli bir şekilde incelenerek satıcıdan mobilya ile ilgili tüm bilgiler toplanmalıdır. Mobilyaların yapımında kullanılan ağacın cinsi, birleştirme yerlerinin sağlam olması, cilasının düzgün olması da mobilya hakkında karar vermede önemli faktörlerdendir. Ayrıca satın alınması, düşünülen mobilyadaki döşemelik malzemenin kolay yanmayan,terletmeyen ve kolay temizlenen özellikte olması da tercih sebebidir. Alınan mobilyanın eve veya büroya teslim masraflarının fiyata dahil olup olmadığı satın almadan önce öğrenilmelidir. Mobilya seçerken tüm bu özellikleri dikkate alarak, istek, ihtiyaç ve bütçenize en uygun olanları seçiniz. Mobilyaları Satın Almadan Önce... Aile bütçesi ön planda tutularak mobilyanın kullanılma amacı, dekorasyondaki yeri ve önemi dikkate alınıp, ihtiyaç durumu ortaya çıkarılmalıdır. Bu durumda yalnız yeni alınacaklar değil, varsa eski eşyaları da dikkate almak ve düşünmek gerekir. Mobilyaların seçiminde ihtiyaçlar, ekonomik durum ve zevk oldukça önemlidir. Ayrıca kullanışlılık, sağlamlık ve uzun ömürlülük gibi hususlar da önemle göz önünde tutulmalıdır. Mobilyaların alınması ve seçilmesi Mobilyaların insan hayatındaki önemi çok büyüktür. Bedenen ve tikren dinlenmeye ihtiyacı olan insanın aradığı rahatlık ve huzur, kullanışlı ve iyi döşenmiş mobilya ile elde edilebilir. Kötü bir mobilya, sebep olduğu sırt, adale, bel ve ayak ağrıları gibi zararları yanında psikolojik olarak da kişiyi rahatsız ve huzursuz eder. Bunun yanı sıra vaktinden önce bozulur, eskir ve kısa bir zaman sonra da onarılması ve yenilenmesi zorunlu hale gelir. Bu yüzden mobilyaların seçiminin iyi yapılması gerekir Koltuk takımlarında. · Oturumu rahat, arkalığı çıkıntısız ve düzgün olmalı. · İskeleti kuvvetli olmalı; gıcırdamamalı, sallanmamalı. · İskelet ve köşeler kumaş ile iyi bir şekilde kaplanmış olmalı. · Köşeler iyi birleştirilmiş ve yapıştırılmış olmalı. · Dikişler ve biyeler düzgün olmalı. · Desenler ortalanmış olmalı ve çizgiler dikişler uyumlu olmalı. · Minderler esnek olmalı, koltukla tam uyumlu olmalı. · Kanepe ve koltuk üzerindeki düğmeler güvenli bir biçimde dikilmiş olmalı. · Sürekli kullanılacak olan ürünler sağlam ve sık dokunmuş olmalı. · Temizlemek üzere çıkarılabilecek parçalar yırtılmayacak bir üründen yapılmış olmalı. · Her pozisyon için oturma dengesi iyi sağlanmış olmalı. Ahşap Mobilyalarınızı Satın Alırken Lütfen aşağıdaki açıklamaları dikkate alın. · Dolap kapakları iyi kapanmalı. · Çekmeceler kolay sürülebilmeli. · Çekmece içleri temiz olmalı; (kıymık, budak vb. içermemeli.) · Uzun olan raflarda orta destek bulunmalı. · Sürgülü kapılar ve dolaplar gıcırdamamalı ve kolayca sürülebilmeli. · Uzun kapılar sağlam menteşelerle iyice desteklenmeli. · Mobilyanın kostrüksiyonu sağlam ve güvenli olmalı. · İç yüzey köşeleri pürüzlü olmamalı. · İç aydınlatma kolayca yapılabilmeli. · Masa ayakları yere tam basmalı ve birbirleriyle tam uyumlu olmalı. Masko hakkında masko daki mobilyacıların buyuk kısmı elindeki stogu surekli eritmeye calısan musteriye urun satmaktan cok kaliteli ürün pesınde olan bır topluluktur.. Mekanları olusturan en onemlı unsur renk ve yogunluktur. Mobılya baktıgınız yerlerın asla sızın evınız gıbı ortamlar olmadıgını unutmayın. Kucuk ve alcak tavanlı mekanlar ıcın koyu renklerden uzak durun İç Mimara mı danışsak Evin ölçekli olarak detaylı çiziminin olması birinci kural, ayrıca çizim üstünde oda ve dairenin vede binanın konumu (yönü ) olmalı, ışık alan yerler ve aydınlatmalar tüm sıva tesisat ve detaylar belli edilmeli. Bunun üstünden müşterinin kendi istekleri doğrultusunda veya iç mimarın zevkine, tasarım anlayışına , yorumuna göre en az 4-5 farklı sunum hazırlanır, yine bunların üstünde de tartışılır. Tabii ki bu iş biraz zevkler ve renkler konusu, bu anlamda çalışacağınız kişi veya firmanın önceki çalışmalarını inceleyin, uygulama yapılan yerlerin sahipleriyle memnuniyetleri husunda görüşün derim. Ayrıca muhakkak sözleşme yapın ve süre konusunda muhakkak belli bir tarih için anlaşın. Bu tür işlerde sonradan karşınıza pek çok hesapta olmayan masraf kalemleri çıkarılır, bunlar için baştan belli kalite sınırları içindeki malzeme için anlaşın, bu konuda karşı tarafı şıkıştırın ki iyi analiz yapıp onun üstünden değerlendirme yapın. Genel baştan konuşulmayan bu konu ilerleyen süreçte oda çıktı bu da çıktı diye karşınıza gelir ve 17000 ytl diye başladığınız iş 30000 ytl olur. Bu konuya azami dikkat. Bu üretim maliyetleriyle hiç bir atölyenin başetmesi mümkün değildir. Sadece küçük firmaların işletme giderleri düşük olduğu için burdan avantajları olmaktadır. Ama fabrikasyon üretilen bu ürünlere görede aynı tipteki imalatlarının kaliteleri düşüktür. Genelde markalı üretimlerde, finiş folyo kaplı suntalar, suntalamlar, mdflamlar kullanılır.Ana taşıyıcı iskelette masif yada metal olabiliyor. MDF malzeme özellikle baskı veya renk üzeri cila, yada lake uygulamalarında da(yine cilalı uygulama) kullanılabiliyor. Özellikle profil dönen alanlarda yani yuvaklar yerlerdeki kaplamalarda sunta yerine mdf kullanılıyor, bunun temel nedeni profil açılan yüzeylerin mdf de pürüzsüz olarak elde edilebilmesidir. Suntanın kesitte orta kısmı daha büyük parçacıklı ve yoğunluğunun düşük olması nedeniyle profil açıldığında kaplama için gözenekli bir yüzey elde edilir. Bu da 0.6 mm civarında uygulanan kaplamalarda problem demektir. Ama düz yüzeylerde sunta daha doğru malzemedir. Marangozların mdf en sevdiği hususlardan da biridir. MDF ile ilgili çok konuştuk hatta tanımlarımdan dolayı tepkili arkadaşlar oldu. MDF malzemenin mutfak veya yaşam gruplarında kullanılmasına sıcak bakmıyorum. Mdf üzerine kaplama yapılması uygun bir malzede değildir. Zira yüzey özellikleri bu işlem için uygun değildir. Ama uygun ödeme şeçenekleri kolay işlenebilme daha iyi vidalı birleşme özellikleri gibi nedenlerle özellikle marangozlar tarafından tercih edilir. Birde daha ağır bir malzeme olmasıda, sanki mobilyanın ağırı makbulmüş gibi bir ayrıcalık vurgusu olarak yine marangozlarca çok kullanılır. Tam tersine özellikle mutfak üretiminde bu ağırlık konusu bile mdf nin kullanılmamasında etkendir. Bana göre doğal kaplama için sunta çok daha iyi bir malzemedir. Daha iyi yapışma , hafiflik, yeterli birleştirme mukavemeti, vb. Ben, masif+ masif üstü doğal kaplama, masif gövde + sunta üzeri doğal kaplama öneriyorum. Ama maliyetlerden dolayı mdf+mdf üstü doğal kaplama, masif + mdf üstü doğal kaplama , masif gövde + suntalam, yada tamamen mdf den üretimler yapılabiliyor. .mdf üzeri kaplama olan malzemeyi alma, mdf üzeri kaplamalar sağlıklı değil, bahsettiğin açma sorununu yaşama ihtimalin sunta üzeri olana göre daha fazla. Zira mdf yüzey olarak suntadan kaplama için daha uygun değildir ve hafif bir zımpara geçilmesi daha uygun olur.Gerçi sunta da bekletilmeden hemen kaplamayı preslemek gerekir.Açma sorunları genelde su bazlı pva tutkalın yetersiz, kaplama öncesi kuruma veya yetersiz presleme basıncından kaynaklabiiyor. Sen mdf üstüne bahsettiğin tarakla renk çekilmiş üstüne ipek mat cila atılmış olanı al. Yanlız masa tabla alt bağlantılarını sağlam yapsınlar daha fazla noktadan tutturulsun. Mobilyanın ağırı çokda makbul değil. Aslında hafif ve sağlam olmalı. MDF yoğunluğu yüksek ve suntadan da bir çok ahşaptanda ağır bir malzemedir. Cila Nasıl Olmalı? Bana göre ipek mat cila en uygunudur, Hem ömür hemde kullanım açısından, mdf yi makinaya sokup hareli mi yapmışlar bir de bunu matah bir şey diye anlatıyorlar. Kalın zımpara ile üst yüzeye kaplamadaki freze görüntüsü verilmiş, ya da tarakla su boyası çekilmiş olabilir. İlk söylediğim doğru bir şey değil ki mdf tablayı alttan bağlasa bile dönmeye çalşacak (eğrilmeye), mdf nin yüzey özelliğini yok etmişler sanki tüylü gibi bir yapı oluşmuştur. Ben daima masif veya doğal kaplama ürünler öneriyorum. Tabiki bu tip ürünler pahalılar ama, inanın yıllarca kullanırsınız. Bu tür ürünlerde kapaklardaki tas menteşe deliklerine bakarak, çekmeceleri yerinden söküp taban ve arka tablarına bakarak, dolaplarda ek yerlerine, taç bandı ve kordon eklerine bakarak malzemeyi anlayabilirsiniz. Çok iyi yapılmış , masif çerçeveli sunta üzeri kaplamalar var.Ama kaplamaları en çok kaplama ek yerlerinden (dikine tüm panel boyunca bir çizgi) ayırt edebilirsiniz. Harelilerde çok net fark edilir, freze de daha zor ama kesin fark edilir. Zaten geniş yüzeylerde yekpare bir masif kullanmakta oldukça zordur, tavsiyede edilmez.Genelde kaplama yapılır. Bu yüzden masif + sunta üzeri doğal kaplama en iyi tercih. Kaplama Çeşitleri ? Sunta üzeri kaplama dediğimiz uygulama ham sunta panelin üstüne uygun kaplamanın basılması işlemi, ancak sunta plakanın cumba dediğinimiz kalınlık (kesit kısmı yan ince kenarları ) kısımları, baktığınızda alt ve üst kısımları yoğun orta kısmı gevşek ve gözeneklidir.Bu kısmın mukavemetini arttırmak , düz işlenebilir yüzey elde etmek, ayrıca yalıtmak için , üstü masif, (ahşap) çıta ile kaplanır. bir resmin kenarlarını çerçevelemek gibi , sonra alt ve üst plaka yüzeylerine kaplama basılır. kenarlardaki kaplama fazlalıkları temizlendiğinde tamamı ahşap görüntüsünde bir panel elde edersiniz. Sunta üzeri doğal kaplama denilen uygulama budur. Eğer bu cumbalara profil açılacaksa, o kısma daha kalın çıtada mesela normalda 15mm yerine 40mm uygulamabilir. Masif üzeri kaplama ise; Yukardaki işlemde masif bir plaka kullanırsanız ayrıca çerçeve dönmenize gerek yoktur. kaplamayı direkt basabilirsiniz. Bu uygulam masif üstü doğal kaplamadıa. Bu işlem genel kıymetli ağaçlardan mesela gül ağacından üretilmiş bir mobilyada kullanılabilir. Gül ağacından elde edilen kaplama düşük maliyetli bir masifin üzerine basılarak, tamamı gül ağacından yapılmış efekti verilebilir. Bunlar maliyeti azaltan uygulamalar olduğunu gibi , daha uzun kullanım imkanıda verebilir. Son olarak sorduğunuz masif gövde ve kaplama açıklası , yukarda anlattığım sunta üzeri kaplamanın yanı sıra hiç kaplama yapılmadan direkt ağacın kendisinin kullanılmasıdır.Gövdeler ana isleket kaplamasız masif, alt ve tablaları , yanları sunta üzeri kaplama. Bir ev düşünün kolonlar ve kirişlerin tamamı masiften, ama dış ve iç duvarlar sunta üzeri kaplamadan, sonuçta bunlar renk atılarak veya atılmadan cilalandğında bir bütün gibi durur. Unutmamak lazım ki ahşap yanana kül olana kadar yaşayan bir malzemedir. Lamine Nedir? Masif diye tabir edilen malzeme ahşap, ağaç malzemedir. Masif, yani solid "katı" "saf" "yekpare" anlamlarına gelir ve gelebiliyor. Aslında marangoz için masif demek saf ağaç demek, yani kaplama yapılmamış, kontrplak vs. olmayan bizzat gerçek ağacın ta kendisi. Lamine edilmiş yada kaplama ise, aynı ağaçtan masif, yanga levha, mdf, kontplak vb. malzemelerin üzerine, ağaç türünden ince bir plaka kaplama yapıştırılması işlemi. Bunlardan yukarda da bahsetmiştim. Kaplamanın amacı görsellik , teknik özellikler ve ekonomidir. Masif gövdeden kastim, şu şekilde anlatayım, yemek odasının konsolu yani dolabı, bunun yere basan ayaklarının olduğu kısamlar masif olmalı, mümkünse yekpare eksiz, Bunun üstündeki üst tabla sunta üzeri mesela 30mm kaplama olur. ama bu suntanın 4 kenarı ilk olarak en az 15 mm kalınlığında aslında profile bağlı olarak masif ahşap çıta ile çerçevelenir, bunun üstüne kaplama sıkılır. aynı şekilde alt tablada hazırlanır, yanlar ve dolap iç bölmeleri sunta üstü kaplama olması yeterlidir. Çekmece ve kapaklar modele bağlı olarak aynı üst tabla benzeri masif çıta dönülerek çerçevelenir, üstlerine kaplama sıkılır. Çekmece kapaklarında ahşap üstüne kaplamada yapılabilir. Eğer kapaklarınız çerçeve içi göbekli ise, kapak çıtalarının masif olması , göbeklerin ise mdf veya kontraplak üstü kaplama olması gerekir. bazı marangozlar burda mdf üstü kaplamada kullanıyorlar. Kapağın ağır olmasından ve tas menteşe yerine baktığınızda malzemesi gözükür. Masanızın tablasını da aynı şekilde şekilde yapılabilir, ama burda eklenmiş masiflerin üzerine kaplama sıkılarak da uygulama yapılabiliyor.Piyasada Fingercoint da denilen (aslında makinanın ismidir) parmak geçme üstüne yapanlarını da gördüm. Ama marangozlar bununla uğraşmaz, mfd üstüne basar geçerler. Sunta üstüne yapılan kaplama son derece sağlam bir uygulamadır. Özellikle büyük parçalarda masif üstüne yapılması, ilerleyen zaman içinde ağacın çalışmasından dolayı çatlama dönme gibi problemler , sunta üstü kaplamada olmaz. Burda yapılan hata genelde ön yüzdeki kaplama ile arka yüzdekinin aynı kalınlıkta olmamasından olabilen (farklı yüzey gerilimi) dönme, çarpılma, gönyesizlik riskidir. Mesela konu dışı ama sunta panelleride büyük makinalarda ebatlanırken kesin esnasında dönebilir, gönyesizlik, özellikle dar uzun parçalarda, bunada üretimciler muz etkisi adı verirler. Çam üstüne kaplama iyi olmaz çam yumuşak bir ağaçtır, çabuk deforme olur. sandalyeler suntadan olmaz tabi ki.sonuçta masif iskeletli olmak durumunda. İyi kalitede bir kayının m3 fiyatı 600-700 $ civarında 350$ da var. Kullanacakları kaplamanında m2 si 7 € olsun masif, doğal kaplama, sunta, kontraplak, menteşe, kulp, kilit, çekmece rayı, vidası, masif tutkalı, zımparası, renk atımı malzemesi, cila atımı malzemesi, sandalye minderleri için kumaş, sünger, işçilik kabaca bunlar. Gürgen ? Venge? Oldukça zor iştir seçim yapmak, yonga levha üstü lamine malzemeden kastınız suntalam olmalı, sunta üstü venge kaplama dediğiniz, hamsunta üzerine doğal kaplama malzeme , diğeri ise mdf nin üzerine doğal kaplama malzeme. Doğal kaplama dediğimiz malzeme farklı ağaçlardan kesme, soyma ve biçme yöntemleri ile elde edilen farklı kalınlıkta olabilen , genelde 0,6 mm kalınlık civarındakiler kaplamada sıkça kullanılır , farklı boy ve genişlikte olan kaplama malzemelerdir.Muhtelif cinsdeki ağaç kütüklerinden elde edilirler. Komple masif bir ürün için iyi türdeki bir ağaçtan, elde edilecek ebatlı malzeme kullanılmalı. Ama bunun için, iyi bir fırınlama, kimyasal işlem ve kurutma , istifleme gibi işlemler gerekir. Bu tür ürünler yapan yerler var.. Neyse bana göre masif kapak çerçevesi ve mdf göbek üzerine doğal kaplama malzeme sıkılmış kapaklı bir takım ideal olur. genelde gövde de ana taşıyıcılar masif, diğer kısmlarda sunta üstü doğal kaplama kullanılıyor. Mdf malzeden üretilmiş tüm ürünler özellikle hareketli aksam kapak gibi zamanla mdf nin çok daha yoğun bir malzeme ve özgül ağırlığının fazla olmasından dolayı zamanla bağlantılı olduğu yerden boşluk yaptığı görülür. Mdf nin bolca bulunması, kolay işlenmesi, ödeme şartlarının daha uygun olması gibi nedenlerden tercih edilebiliyor. Venge tanımı daha ziyada renk tanımı için kullanıyor, Normalde koyu kahverengi olup, kaplamının doğal rengide kahve-kızıl arası kahve rengine dönüktür. Türkiyede Gürgen gerçekten hakiki gürgen mi, kayın mı görmeden bir şey demek zor.Zira gürgen ve kayın çok karıştırılır, yakın akraba ağaçlar olsalarda aslında yapıları farklıdır. Gürgenin hücre çeberindeki selülöz miktarı fazla olduğu için çok daha sert ve ağırdır su miktarı azdır.Rengide Pembeye yakın kızıldır . Ancak üreticiler genelde çoğunluk rus kayınlarını ucuz olduğu için kullanırlar, Bunlar ise daha fazla su miktarı olan gürgene göre daha yumuşak ama genelde orta sert ağaçlardır. Turuncu, sarıya çalan yakın kızıl renkleri vardır. Birde kayının ilginç bir özelliği özellikle kullanan ustalarda talaşından dolayı burun kanseri yapmısıdır. Bu da içindeki bazı maddelerden kaynaklanıyor olabilir. Bu tabi ki son kullancıya sorun değil. Bunların dışında, elde ediliş yönüne ve damar görüntüsüne göre; Yıllık halkalara dik olanlara Freze kaplama, Yıllık halkalara teğet olanlara Desenli kaplama, Yıllık halkalar yönünde olanlara Karışık desenli kaplama denir. Freze ve hareli en çok kullanılan türlerdir.Özellikle baklava desen diye tabir edilen kapak göbeklerindeki freze desen olup çizgilerin biribirini tutması işçilik kalitesinin bir göstergesidir. Mdf? mdf normalde ahşap malzemenin aşırı liflendirilerek yine üre formaldehit ile birleştirilmesinden oluşur. Türkiyede fındık kabuğu çok olduğu için maks . %8-9 oranında katılarak kullanılabiliyor. Ama kullanılacak diye bir kural yok. Mfd sonuçta fabrika artığı talaş ve ahşap malzemelerin liflerine ayrılmasından üretiliyor. Üç tipi düşük yoğunlukta (ldf) , orta ve yüksek yoğunlukta (HDF) olanları vardır.Her şeyi çok detaylı açıkladığında burda bazen tartışmalar oluyor. . E1 kalitenin, odak noktası kullanılan bağlayıcının yani üre formaldehitin kanserojen madde olmasından dolayı ve teknik anlamda emisyon değerlerinin 8mg dan az olanı e1, 8-13mg olan e2 , 13 den yukarı olanda e3 dür, E1 tanımı için yanlış olmuş ama başka maddeden kastım üre formaldehit yerine fenol formaldehit kullanılmasıdır. Yine özellik katmak amacıyla, ayrıca sertleştirici, prafin ve biyotik malzeler katılır.Başka maddelerle kullanılabilir. Ayrıca, e3 için üre formaldehitin normal reaksiyon süresi 5 saat civarındadır.Ama mesela SFC firması bunu 1 saat olarak yapabilmektedir. Nasıl yapabilmekte yine özel kattkı maddeleri ile. Renk Ve Büyüklük ? ...Bunların dışında en çok yapılan hatalardan biri, renk ve büyüklük kavramıdır. unutmayın bu ürünleri mağaza ışığı değil, dışardaki (güneş ışığı )ışık altında , özeliklede kumaşlarını inceleyin, (mobilyada bir sepha veya küçük parçasına bakın) ayrıca teşhirler hacim olarak geniş alanlardır, burda normal duran bir takım evinizde çok battal durabilir, ürünlerin ölçüsünü tek tek alıp evinizde kontrol edin ki sonradan pişman olmayın. Ama siz esas masif iskeletin düzgün olmasına bakın. Arkadaşlar iyi bir masifin m3 650-800 $ dır bu rus mallar ise 300-400 $ arasında antalmaya gerek yok herhalde. 1500 ytl yemek odası diyor komple mdf, sunta, suntalam. İskeletlerde genelde ön kayıtlarla ayak bağlantıları arasında açma olur, 2 li 2.5 luk yada eski 3 lülerde açan ve sarkma olur. Şimdilerde 3 lü kalktı 2.5 luk oldu ya, iskelet köşelerini muhakak bayrak denilen destek parçaları teklilerde bile konulmalı ayrıca 2li 2.5 luk koltuklarda orta kayıtlar en az 2 tane ideali 3 ad. olmalı bunların ortalarında destek ayakları olmalı, yine süngerler yumuşak değil sert olmalı densiti leri(yoğumluk dereceleri) uygun olmalı, vs. .Masif yada doğal kaplama ürün alın, Şunu iyi bilin ki iyi bir iskelete bir çok kez döşeme yapılır. İyi masifli bir ürüne bir çok kez renk ve cila atılabilir, yine masif + sunta üstü veya kontrplak üstü doğal kaplamalı bir ürün cilalanır, tamir edilir. Aldınız sunta- suntalam ürünleri ömrü en iyi kullanımda bile 5-6 senedir.Daha ilk senesinde bir çok yerinden sorun çıkarmaya başlar. Kulpların aks ölçüsünden ziyade kapak üstündeki konumları ve el tutamağı açısından kavramaya müsade edecek açıklıkta olması önemlidir.Mesela tezgah çıkması altında kalan alt modül kapaklarında genelde büyük kulplar yatay konumda kapak profilinede bağlı rahatsız edici olabilir. Boy dolaplarda kullanılan alt ve üst kapaklarda serbest veya aynı anda çalışsada çift kulp kullanılması gerekir. Bunun dışında, kaplama yapılmış, zamak, yada alaşım kuplarda kaliteli malzeme çok önemlidir, İlerde kararma krozyon ve dökülme riski vardır.Bu nedenle kaliteli bir markanın 128 akslı kulpları yeterli olur. Vakumlu dediğiniz genelde mdf üstüne profil açılmış, mebran preste, ısı ve vakum aracılığı ile pvc folyo kaplanmış kapaktır.Renk alternatifi vardır. Bir çok da kullanım kolaylığı vardır. Arka yüzde kapak köşelerinde pvc nin ince siyah birleşim yerini görürsünüz.Bu işe ve lakeye uygun mdf kullanılmalıdır, Her mdf den lake ve ya pvc kaplama kapak olmaz. Yaparsanız ilerde kapak döner çarpılır.Gerçi bu sorun suntalam ve doğal ahşap malzeme içinde geçerlidir. Mebran presli kapaklar ucuz ve kolay bir üretim olduğu için bir dönem çok tutuldu. ahşap üstüne uygulaması yüzey dokusu yüzünden tercih edilmez. Mutfakta mdf tercih etmek, aslında yanlıştır, Mdf daha ziyade yapısı itibariyle ıslak zeminler için düşünülmeli ve mutfaktda sadece kapak ve aksesuar için tercih edilebilir. Bu seçimde de lake dediğimiz cilalı uygula için söz konusu olur. Mdf nin Türkiyede inanılmaz üretimi olduğu için pisayada oldukça boldur. Türkiyedeki yonga levha üreticilerinin çoğunda hiç gereği olmadığı halde ciddi mdf kapasitesi vardır. Mdf sıkıştırılmış fındık kabuğudur, sunta ağırlıklı kavak, köknar, çam ağaçlarının parçalanıp üstlerini toz halindeki talaşın serpilerek sıcak preste üre formaldehit ile sıkıştırılmasından oluşur, - suntalam ise kısaca suntanın üstüne melaminize bir tabaka kaplanmısıdır. Masif, ahşap yani tahta değiniz malzemeden modül yapılmaz, ahşap kül olmadığı sürece yaşayan bir malzemedir ve tabiriyle çalışır, çatlar, döner bu yüzden tek başına yekpare büyük parça olarak kullanmak doğru değildir. Fırınlanmış bile olsa çalışma riski vardır. Mdf, suntalama göre ağır bir malzemedir ve mutfak dolabı gibi üst seviyede ağır eşya taşıyacak modüller için gövde yapımına uygun değildir. Ayrıca konstriksiyon açısında mutfak içinde sanıldığının aksine sağlıklı değildir.her türlü Pvc kenat bantı uygulamalarında cumbalarında yapışma sorunu çıkarabilir, yapışsa bile mukavemeti suntaya göre azdır. Ama işlemesi kolay ve daha uygun alım imkanları olduğu için marangozlar bu malzemeyi çok severler. Avrupada E1 kalite suntalam kullanılır hatta 18 mm yerine 16 mm gövde malzemesi ile. Kapaklarda son trendde genelde masif veya doğal masif kaplama üzerine cila uygulasıdır. natürel renkler daha tercih edilmektedir. Son dönemde alm. ve inox kullanımıda çok yaygınlaştı.Özellikle Alm çerçeveli kapaklı modellerin modası hiç geçmez ve göbeklerdeki 4mm veya 6 mm malzemeyi değiştirerek bir anda tüm mutfağı farklı renkte kapakla donatmak mümkündür.Aynı uygumalayı bazı masif çerçeveli kapaklarda da yapmak mümkün olabilir. Benim size tavsiyem mdf gövdeli masif cilalı kapaktır, renk olarakta mutfağın ışık durumuna göre kiraz . ceviz gibi koyu yada yıkanmış meşe , açık renkler tercih edilmeli. Renk konusunda mutfağın ışık durumu çok önemli. Mutfağı gösteren kapak ve kulptur bunuda unutmayalım. Ölçü aldırırken mekandaki gider, niş, kolon, kriş, elektrik, su, gazi kalorifer tesisatı gibi detaylarada çok dikkat edin. Marangozlar Türkiyedeki piyasanın %75 ini ellerinde tutuyor, gerisi markalı mutfaklardan oluşuyor. Mobilya almak kuşkusuz iyi seçim yapmayı gerektirir. İyi seçim yapmak da, elbette bilgili olmayı. Hiç kimse, evine alacağı bir şey için uzun bir meslek tecrübesi edinerek bilgi sahibi olmayı beklemez. Mobilya almak için mobilyadan anlayan birileri yanınızda olursa çok iyi olur. Ama mobilya alırken sizi yönlendirecek kimse yoksa, o zaman satıcıları gezerek hem bilgi sahibi olmaya hem de mobilya çeşitlerini görmeye başlamalısınız. Bunun için en iyi yol, kendi bilginizi kendiniz bulmanızdır. İnterntette arama yaparak doğru sorular sormayı, doğru cevapları yakalamayı öğrenebilirsiniz. İnternet, size istediğiniz tüm bilgi ve tecrübeleri sunar. Ama durun bir dakika, ya internette derin araştırmalar yapmayı bilmiyor ya da buna zaman ayıramıyorsanız ? O zaman tek yapılacak şey vardır, Google'a sormak... İlk yazacağınız şey şu olur : "Mobilya alırken nelere dikkat edilir?" Bu da sizi en doğru noktaya ulaştırır. www.istanbulkoltuktamiri.com İletişim Tel : 0535 725 86 00 |
|
|



